Sayın Arkadaşlarım Blogumun talep görmemesi ve giren sayısının çok az olması üzerine blogumda artık film paylaşacağım. tüm okurlarıma şimdiden teşekkür ediyorum :D başka bloglarda görüşmek dileğiyle :):)
5 Aralık 2012 Çarşamba
28 Kasım 2012 Çarşamba
Saç Derisi Bakımı
Parlak, gür ve güçlü saçlara sahip olmak için öncelikle saç derisine bakım yapmak gerekir. Çünkü saçlar bütün gücünü ona hayat veren saç derisinden almaktadır.
Saç derisi; doğal dengesini korumak ve saçların kırılmasını önlemek için sebum maddesi salgılar.Sebum maddesi; saç türü, stres, yetersiz temizlik, uygun olmayan kozmetik ürün kullanımı gibi nedenlere bağlı olarak ihtiyaçtan fazla salgılanabilir. Bu durumun sonucunda saç yağlanması meydana gelir; ve bu durum da saç derisindeki gözeneklerin tıkanmasına neden olur. Nefes alamayan gözenekleri, saç dökülmesi, kaşıntı, kızarıklık, kepek gibi saç sorunları takip eder.
Saç derisi sağlığını korumak için saç tipinize uygun şampuan kullanmaya dikkat etmelisiniz. Saçınızın ihtiyaçlarını karşılayacak en iyi şampuanı ancak deneyerek bulabilirsiniz. Doğru şampuanı bulma denemeleri yaparken, şampuanların en küçük boylarını alın, böylece şampuan saçınız için uygun değilse en az harcamayı yapmış olursunuz.
Saç ve saç derisi temizliği sağlıklı saçların temel adımlarındadır. Saçlarınızı gün aşırı yıkamaya özellikle yağlandığını hissettiğinizde anda saç türüne uygun şampuanla yıkamaya özen gösterin. Saçınız için seçtiğiniz şampuanla birlikte yıkama suyunun sıcaklığı da önemlidir. Aşırı sıcak su saç derisinin zarar görmesine, saçların yıpranmasına neden olur. Saçınızı yıkarken en ideali ılık su kullanmaktır.
Saçlarınızı şampuanla yıkadıktan sonra saç kremi kullanmayı tercih ediyorsanız; saçınızdan kremin tamamen arındığına emin olmalısınız. Tüm temizleme işlemi bittikten sonra en az 5 dakika saçlarınızı durulayın.
Saç derisinin nefes almasını, ferahlamasını sağlamak, kan akışını hızlandırarak saçlarınızın güçlenmesi için bitkisel kaynaklardan faydalanabilirsiniz.
Naneli Saç Derisi Bakım Kürü
Saç derisindeki gözeneklerin kozmetik ürünlerden arınıp nefes almasını sağlamak için haftada 1 kez naneli saç derisi bakım kürünü uygulayabilirsiniz.
Malzemeler:
- 2 yemek kaşığı taze ya da kuru nane
- 1 litre sıcak su
Hazırlanışı:
Kapaklı bir kabın içine sıcak su ve naneyi alın. Kapağını kapatıp demlenmesi için 15 dakika bekletin. Sürenin sonunda karışımı süzün. Elde ettiğiniz naneli karışımı saç diplerinize yedirerek sürün. 10 dakika bekleyin. Ilık suyla durulayın.
Biberiyeli Saç Derisi Bakım Kürü
Biberiye; içerdiği maddeler sayesinde uygulandığı bölgede kan akışını hızlandırır, bu sayede saçlarınızın daha güçlü olmasını sağlar. Biberiyeli saç derisi bakım kürünü 2 haftada 1 kez uygulayabilirsiniz.
Malzemeler:
- 1 yemek kaşığı biberiye yağı
- 1 yemek kaşığı zeytinyağı
Hazırlanışı:
Cam bir kâsede biberiye ve zeytinyağını karıştırın. Fırça yardımıyla saç diplerine yedirin. 15 dakika bekleyin. Sürenin sonunda saç türünüze uygun şampuanla saçınızı yıkayın. Bol suyla durulayın.
27 Kasım 2012 Salı
Kısaca Metallica
Ben hayatımda daha bu kadar ön yargıyla karşı karşıya kalan bir grup görmedim Metallica ile ilgili bir yazı göremedim.
METALLICA EFSANESİNİN DOĞUŞU VE GÜZÜMÜZE KADAR YAŞANANLAR
Yıl 1977, Ulrich ailesi oğullarının daha iyi bir tenis eğitimi ve kariyerine sahip olması için Danimarka'dan Amerika'ya taşınırlar. Öyleki Lars ülkesinde daha çocuk yaşta tanınmış ve gelecek vaad eden bir teniscidir. Fakat aynı zamanda çok büyük bir Deep Purple hayranı. İşte Amerika'ya taşındıktan sonra Lars ailesinin tenis konusundaki beklentileri ve kendi arzu, tutkuları arasında uzun süre gidip geldikten sonra kararını verir.
Bu sıralarda daha çocuk yaşta piyano, davul gibi enstrümanlar çalmış James, gençlik heyecanıyla Phantom Lord ve Leather Charm gruplarını kurmuş fakat bu gruplar pek uzun soluklu olamamıştır. Kendisiyle aynı müzik tutkusuna ve arzusuna sahip bir arkadaş bulamamıştır. Ta ki gazetede bir ilan görmesi ve eski grup arkadaşı Hugh Tanner'in kendisini Lars Ulrich ile tanıştırmasına kadar.
İkilinin tanışmasından sonra, James'ın yakın arkadaşı ve eski grup arkadaşı Ron McGovney bass gitara, Dave Mustaine ise solo/elektro gitara geçmiş ve Metallica efsanesi başlamış olur. Grubun ismini nerden aldığı konusunda bir kaç söylenti var. "Metallica" isminin aniden bir gün Lars'ın aklına geldiği söylenir. Fakat "Metallica" isminin bir arkadaşlarının çıkardığı fanzinden alındığı söylentisi daha ağır basmaktadır.
Yıl: 1983 Cliff, Lars, James ve Dave'li Metallica
Grup bir araya geldikten sonra hemen çalışmalara başlarlar. Aslında en başta vokalist olarak başka biri düşünülür, bir kaç teklif götürülür, olumlu sonuç çıkmayınca James vokal yapmaya karar verir, Ron McGovney'in bassta yetersiz olmasından dolayı da gruba Cliff Burton katılır ve grubun kuruluş aşaması tamamlanmış olur. Tüm bunlardan sonra grup kendini asıl vermesi gereken şeye müziğe verir ve Temmuz 1982'de "No Life 'til Leather" adında bir demo albüm çıkarırlar. Bu albüm, sonraki albümlerde göreceğimiz Sanitarium, Orion, When Hell Freezes Over (The Call of Ktulu), Battery, Seek and Destroy gibi şarkıları içeren 3 diskten oluşur. Metallica'nın tarzı ve müziği o kadar beğenilirki albüm bir demo albüm olmasına rağmen gerçekten büyük kitlelere ulaşır. Ve tabiki yapımcı John Zazula'ya.
John Zazula gruba hemen sahne ve albüm tekliflerinde bulunur ve Zazula'nın desteğiyle grup doğu eyaletlerinde bir kaç konser verir. Herşey dışardan yolunda gidiyor gibi görünmektedir fakat içerde Dave Mustaine'nin bazı davranışları ve alışkanlıklarından kaynaklanan sorunlar gelişir. Bu sorunlar Mustaine'nin grupdan ihracına sebep olur ve onun yerine gruba Exodus'tan Kirk Hammett dahil edilir.
Ve nihayet ilk stüdyo albümü Kill'em All 1983'ün ortalarında piyasaya çıkar. Albümün ardından Amerika ve Avrupa'daki iyi performanslarıyla Metallica uluslararası alanda da adını duyurur. Gelen olumlu tepkiler ve büyük ilgi üzerine grup vakit geçirmeden Flemming Rassmussen'in yapımcılığında Danimarka Sweet Silence Stüdyo'da tekrar stüdyoya girer ve yaklaşık bir yıllık aradan sonra ikinci albüm Ride The Lightning raflardaki yerini alır.
Albümden çıkan "Fade to Black", "For Whom The Bell Tolls", "The Call of Ktulu" gibi şarkılar Metallica'nın müzik dünyasında kalıcı olacağını ve bu dünyada yadsınamayacak bir yer edineceğini o tarihlerde gösterir.
Nitekim öyle olur ve Metallica 1985'de Danimarka'ya geri dönüp yeni albüm için stüdyoya kapanır. 1986 İlkbahar'ında üçüncü albüm "Master of Puppets" piyasaya çıkar. Albüm "Sanitarium", "Orion", "Master of Puppets" gibi şarkılarıyla büyük ses getirir ve grup tanıtım çalışmaları kapsamında Ozzy Osbourne ile bir tanıtım turnesine çıkar.
Dave'den sonra Kirk gruba katılır. Sırasıyla Kirk, James, Lars ve Cliff
Aslında tüm bu başarıların yanında "Master of Puppets" albümü Cliff'in son albümü olması bakımından hem grup hem hayranları tarafından hep bir burukluk ve hüzünle hatırlanır. Cliff'in İsveç'de geçirilen bir trafik kazası sonucu hayatını kaybetmesi üzerine ilk aşamada grubun Cliff'siz devam edemeyeceği, grubun dağılması gerektiği, herkesin kendi yoluna gitmesi gerektiği düşünülür. Cliff'in ölümü, hem müzikal düşünceleri ve becerileri, hem konserlerdeki enerjisi, gruba uyumu, diğer grup üyelerinin kendilerini geliştirmelerindeki yardımları ile gerek müzik dünyası gerek Metallica için telafi edilemez büyük bir kayıptı.
Fakat yas döneminin ardından James, Lars ve Kirk devam etme kararı alırlar ve basscı arama çalışmalarına başlarlar. Bir çok aday arasından eledikleri Floatsam and Jetsam'dan Jason Newsted gruba katılır. Hemen ardından stüdyoya girilir ve bu yeni üyeyi "New Guy" hayranlara tanıtmak amacıyla "Garage Days Re-Revisited" mini albümü piyasaya çıkarılır. Ardından bi tanıtım turnesi düzenlenir. Kimi hayranlar Jason'a olumlu yaklaşıp, ona kısa zamanda alışırken kimi içinse Jason her zaman "New Guy" olarak kalır. Belki de Cliff gibi bir üstün yeteneğin yerine gruba dahil olması onun en büyük talihsizliğidir.
Jason'un gruba ve Metallica'nın tarzına alışmasının ardından 1988 Yaz'ında "...And Justice For All" albümü müzik severlerin beğenisine sunulur ve geniş kitlelerin takdirini, beğenisini kazanır. Albüm o senenin en çok beğenilen albümlerinden biri olur ve Metallica'ya bir Grammy ödülü kazandırır. Grup video klip çekmeme politikasından vazgeçer ve "One" için klip çekilir. Bu albümle Metallica "Monsters Of Rock" festivalinin en çok konuşulan grubu haline gelir ve buradaki performansıyla diğer bir çok ünlü grubun önüne geçer. Bu albümden alınan büyük moralle grup gelecek albüm için çalışmalara başlar ve yaklaşık 3 yıl sonra "Metallica (Black)" albümü tamamlanır ve piyasaya çıkar. Albümün neredeyse bütün şarkıları başyapıt olur ve Grammy, MTV olmak üzere gruba bir çok ödül kazandırır. Aynı zamanda, bu albümle birlikte grup yavaş yavaş tarz değişikliğine gideceğinin sinyallerini verir. Grup yaklaşık 5 yılı "Live Shit: Binge & Purge" konser albümü dışında hareketsiz geçirir.
Cliff'in ölümüyle Jason gruba dahil olur. Kirk, Lars, James ve Jason
Ve grup 1996 Haziran ayında "Load" albümüyle hayranlarının karşısına çıkar. Bu albümde Metallica'nın tarzını trash/heavy metalden hard rocka doğru değiştirdiği hemen dikkatleri çeker. Ayrıca grup görünüş bakımından da tamamen yenilenir. Yaklaşık bir yıl sonra hemen hemen aynı tarzdaki "ReLoad" albümü gelir ve hemen ardından 1998 yılında cover parçalardan oluşan "Garage Inc." albümü piyasaya çıkar.
Bu dönemin Metallica'nın en olgun ve üretken dönemi olduğunu söylemek yanlış olmaz. 1999 yılında Metallica ve Micheal Kamen'ın uzun zamandır gerçekleştirmek istedikleri bir proje hayata geçirilir ve San Francisco senfoni orkestrası ile bir konser düzenlenir. Konserde eski şarkılara ek olarak "No Leaf Clover" ve "Minus Human" olmak üzere iki yeni parça çalınır ve albüm piyasaya sürülür. Böylece Metallica 4 yıla 4 albüm sığdırmış olur.
2001 yılına gelindiğinde ise grupda yine ayrılık rüzgarları esmeye başlar ve 15 yıllık basscı Jason Newsted grubdan ayrılır. Bunun üzerine yeni basscı bulma konusunda aceleci davranılmaz ve grup üyeleri iki yılı tamamen kendilerine ayırırlar. Kendi kendileriyle baş başa kalıp, son durumu baştan sona değerlendirme fırsatı bulurlar. James alkol alma alışkanlığına hakim olamayınca, rehabilitasyona gitmeye karar verir ve döner dönmez grup stüdyoya girer. Grup üyeleri bu süreçde yaşadıklarını saklama gereği duymazlar ve Jason'un ayrılışından itibaren yaşananaların yer aldığı belgesel niteliğindeki "Some Kind of Monster" sinemalarda gösterime girer.
Ve grubun son hali. Kirk, James, Robert ve Lars
Metallica yeni albüm çalışmaları için stüdyoya girdiğinde henüz yeni basscı üzerinde karar kılınmamıştır ve bass bölümlerini yapımcı Bob Rock çalar. Nihayet 2003 Şubat ayında daha önce Suicidal Tendencies, Infectious Grooves ve Ozzy Osbourne ile çalmış Robert Trujillo basscı olarak gruba katılır ve hemen ardından 2003 Haziran'da yeni albüm "St. Anger" tamamlanıp piyasaya çıkarılır. Bu son albüme daha çok hard core/nu-metal ezgileri hakim olduğu görülür ve albümde "St. Anger" ve "Frantic" şarkıları ön plana çıkmaktadır.
Grubun yaptığı açıklamaya göre yeni albümün 2007'nin sonlarına doğru piyasaya çıkacak. Tüm Metallica hayranları yeni albümü sabırsızıkla beklemeye geçmiş, yeni şarkıları dinleyebilmek için gün saymaktadır.
METALLICA EFSANESİNİN DOĞUŞU VE GÜZÜMÜZE KADAR YAŞANANLAR
Yıl 1977, Ulrich ailesi oğullarının daha iyi bir tenis eğitimi ve kariyerine sahip olması için Danimarka'dan Amerika'ya taşınırlar. Öyleki Lars ülkesinde daha çocuk yaşta tanınmış ve gelecek vaad eden bir teniscidir. Fakat aynı zamanda çok büyük bir Deep Purple hayranı. İşte Amerika'ya taşındıktan sonra Lars ailesinin tenis konusundaki beklentileri ve kendi arzu, tutkuları arasında uzun süre gidip geldikten sonra kararını verir.
Bu sıralarda daha çocuk yaşta piyano, davul gibi enstrümanlar çalmış James, gençlik heyecanıyla Phantom Lord ve Leather Charm gruplarını kurmuş fakat bu gruplar pek uzun soluklu olamamıştır. Kendisiyle aynı müzik tutkusuna ve arzusuna sahip bir arkadaş bulamamıştır. Ta ki gazetede bir ilan görmesi ve eski grup arkadaşı Hugh Tanner'in kendisini Lars Ulrich ile tanıştırmasına kadar.
İkilinin tanışmasından sonra, James'ın yakın arkadaşı ve eski grup arkadaşı Ron McGovney bass gitara, Dave Mustaine ise solo/elektro gitara geçmiş ve Metallica efsanesi başlamış olur. Grubun ismini nerden aldığı konusunda bir kaç söylenti var. "Metallica" isminin aniden bir gün Lars'ın aklına geldiği söylenir. Fakat "Metallica" isminin bir arkadaşlarının çıkardığı fanzinden alındığı söylentisi daha ağır basmaktadır.
Yıl: 1983 Cliff, Lars, James ve Dave'li Metallica
Grup bir araya geldikten sonra hemen çalışmalara başlarlar. Aslında en başta vokalist olarak başka biri düşünülür, bir kaç teklif götürülür, olumlu sonuç çıkmayınca James vokal yapmaya karar verir, Ron McGovney'in bassta yetersiz olmasından dolayı da gruba Cliff Burton katılır ve grubun kuruluş aşaması tamamlanmış olur. Tüm bunlardan sonra grup kendini asıl vermesi gereken şeye müziğe verir ve Temmuz 1982'de "No Life 'til Leather" adında bir demo albüm çıkarırlar. Bu albüm, sonraki albümlerde göreceğimiz Sanitarium, Orion, When Hell Freezes Over (The Call of Ktulu), Battery, Seek and Destroy gibi şarkıları içeren 3 diskten oluşur. Metallica'nın tarzı ve müziği o kadar beğenilirki albüm bir demo albüm olmasına rağmen gerçekten büyük kitlelere ulaşır. Ve tabiki yapımcı John Zazula'ya.
John Zazula gruba hemen sahne ve albüm tekliflerinde bulunur ve Zazula'nın desteğiyle grup doğu eyaletlerinde bir kaç konser verir. Herşey dışardan yolunda gidiyor gibi görünmektedir fakat içerde Dave Mustaine'nin bazı davranışları ve alışkanlıklarından kaynaklanan sorunlar gelişir. Bu sorunlar Mustaine'nin grupdan ihracına sebep olur ve onun yerine gruba Exodus'tan Kirk Hammett dahil edilir.
Ve nihayet ilk stüdyo albümü Kill'em All 1983'ün ortalarında piyasaya çıkar. Albümün ardından Amerika ve Avrupa'daki iyi performanslarıyla Metallica uluslararası alanda da adını duyurur. Gelen olumlu tepkiler ve büyük ilgi üzerine grup vakit geçirmeden Flemming Rassmussen'in yapımcılığında Danimarka Sweet Silence Stüdyo'da tekrar stüdyoya girer ve yaklaşık bir yıllık aradan sonra ikinci albüm Ride The Lightning raflardaki yerini alır.
Albümden çıkan "Fade to Black", "For Whom The Bell Tolls", "The Call of Ktulu" gibi şarkılar Metallica'nın müzik dünyasında kalıcı olacağını ve bu dünyada yadsınamayacak bir yer edineceğini o tarihlerde gösterir.
Nitekim öyle olur ve Metallica 1985'de Danimarka'ya geri dönüp yeni albüm için stüdyoya kapanır. 1986 İlkbahar'ında üçüncü albüm "Master of Puppets" piyasaya çıkar. Albüm "Sanitarium", "Orion", "Master of Puppets" gibi şarkılarıyla büyük ses getirir ve grup tanıtım çalışmaları kapsamında Ozzy Osbourne ile bir tanıtım turnesine çıkar.
Dave'den sonra Kirk gruba katılır. Sırasıyla Kirk, James, Lars ve Cliff
Aslında tüm bu başarıların yanında "Master of Puppets" albümü Cliff'in son albümü olması bakımından hem grup hem hayranları tarafından hep bir burukluk ve hüzünle hatırlanır. Cliff'in İsveç'de geçirilen bir trafik kazası sonucu hayatını kaybetmesi üzerine ilk aşamada grubun Cliff'siz devam edemeyeceği, grubun dağılması gerektiği, herkesin kendi yoluna gitmesi gerektiği düşünülür. Cliff'in ölümü, hem müzikal düşünceleri ve becerileri, hem konserlerdeki enerjisi, gruba uyumu, diğer grup üyelerinin kendilerini geliştirmelerindeki yardımları ile gerek müzik dünyası gerek Metallica için telafi edilemez büyük bir kayıptı.
Fakat yas döneminin ardından James, Lars ve Kirk devam etme kararı alırlar ve basscı arama çalışmalarına başlarlar. Bir çok aday arasından eledikleri Floatsam and Jetsam'dan Jason Newsted gruba katılır. Hemen ardından stüdyoya girilir ve bu yeni üyeyi "New Guy" hayranlara tanıtmak amacıyla "Garage Days Re-Revisited" mini albümü piyasaya çıkarılır. Ardından bi tanıtım turnesi düzenlenir. Kimi hayranlar Jason'a olumlu yaklaşıp, ona kısa zamanda alışırken kimi içinse Jason her zaman "New Guy" olarak kalır. Belki de Cliff gibi bir üstün yeteneğin yerine gruba dahil olması onun en büyük talihsizliğidir.
Jason'un gruba ve Metallica'nın tarzına alışmasının ardından 1988 Yaz'ında "...And Justice For All" albümü müzik severlerin beğenisine sunulur ve geniş kitlelerin takdirini, beğenisini kazanır. Albüm o senenin en çok beğenilen albümlerinden biri olur ve Metallica'ya bir Grammy ödülü kazandırır. Grup video klip çekmeme politikasından vazgeçer ve "One" için klip çekilir. Bu albümle Metallica "Monsters Of Rock" festivalinin en çok konuşulan grubu haline gelir ve buradaki performansıyla diğer bir çok ünlü grubun önüne geçer. Bu albümden alınan büyük moralle grup gelecek albüm için çalışmalara başlar ve yaklaşık 3 yıl sonra "Metallica (Black)" albümü tamamlanır ve piyasaya çıkar. Albümün neredeyse bütün şarkıları başyapıt olur ve Grammy, MTV olmak üzere gruba bir çok ödül kazandırır. Aynı zamanda, bu albümle birlikte grup yavaş yavaş tarz değişikliğine gideceğinin sinyallerini verir. Grup yaklaşık 5 yılı "Live Shit: Binge & Purge" konser albümü dışında hareketsiz geçirir.
Cliff'in ölümüyle Jason gruba dahil olur. Kirk, Lars, James ve Jason
Ve grup 1996 Haziran ayında "Load" albümüyle hayranlarının karşısına çıkar. Bu albümde Metallica'nın tarzını trash/heavy metalden hard rocka doğru değiştirdiği hemen dikkatleri çeker. Ayrıca grup görünüş bakımından da tamamen yenilenir. Yaklaşık bir yıl sonra hemen hemen aynı tarzdaki "ReLoad" albümü gelir ve hemen ardından 1998 yılında cover parçalardan oluşan "Garage Inc." albümü piyasaya çıkar.
Bu dönemin Metallica'nın en olgun ve üretken dönemi olduğunu söylemek yanlış olmaz. 1999 yılında Metallica ve Micheal Kamen'ın uzun zamandır gerçekleştirmek istedikleri bir proje hayata geçirilir ve San Francisco senfoni orkestrası ile bir konser düzenlenir. Konserde eski şarkılara ek olarak "No Leaf Clover" ve "Minus Human" olmak üzere iki yeni parça çalınır ve albüm piyasaya sürülür. Böylece Metallica 4 yıla 4 albüm sığdırmış olur.
2001 yılına gelindiğinde ise grupda yine ayrılık rüzgarları esmeye başlar ve 15 yıllık basscı Jason Newsted grubdan ayrılır. Bunun üzerine yeni basscı bulma konusunda aceleci davranılmaz ve grup üyeleri iki yılı tamamen kendilerine ayırırlar. Kendi kendileriyle baş başa kalıp, son durumu baştan sona değerlendirme fırsatı bulurlar. James alkol alma alışkanlığına hakim olamayınca, rehabilitasyona gitmeye karar verir ve döner dönmez grup stüdyoya girer. Grup üyeleri bu süreçde yaşadıklarını saklama gereği duymazlar ve Jason'un ayrılışından itibaren yaşananaların yer aldığı belgesel niteliğindeki "Some Kind of Monster" sinemalarda gösterime girer.
Ve grubun son hali. Kirk, James, Robert ve Lars
Metallica yeni albüm çalışmaları için stüdyoya girdiğinde henüz yeni basscı üzerinde karar kılınmamıştır ve bass bölümlerini yapımcı Bob Rock çalar. Nihayet 2003 Şubat ayında daha önce Suicidal Tendencies, Infectious Grooves ve Ozzy Osbourne ile çalmış Robert Trujillo basscı olarak gruba katılır ve hemen ardından 2003 Haziran'da yeni albüm "St. Anger" tamamlanıp piyasaya çıkarılır. Bu son albüme daha çok hard core/nu-metal ezgileri hakim olduğu görülür ve albümde "St. Anger" ve "Frantic" şarkıları ön plana çıkmaktadır.
Grubun yaptığı açıklamaya göre yeni albümün 2007'nin sonlarına doğru piyasaya çıkacak. Tüm Metallica hayranları yeni albümü sabırsızıkla beklemeye geçmiş, yeni şarkıları dinleyebilmek için gün saymaktadır.
17 Kasım 2012 Cumartesi
14 Kasım 2012 Çarşamba
Para Kazanma Yöntemi 1
Anket Doldur Para Kazan
İnternetten Anket doldurarak Para Kazanabilirsiniz.
Sistem Nasıl İşliyor:
Her gün firmalar sizin gibi internet kullanıcılarına sadece onlardan geribildirim alabilmek için büyük miktarlarda para ödemektedirler. Firmalar gelecekteki Pazar stratejilerini belirleyebilmek için işte bu geribildirimlere ihtiyaç duyarlar. Sizin alışveriş yaparken neler düşündüğünüz, neden ve ne zaman hangi markaları ve ürünleri tercih ettiğiniz onlar için çok büyük önem arz eder. Böylelikle ürünlerini ve Pazar stratejilerini geliştirebilirler. Evet yanlış duymuyorsunuz firmaların SİZİN görüşlerinize ihtiyacı var ve bu görüşler internet üzerinden gerçekleştirilen anket çalışmaları ile firmalara aktarılabiliyor. Sistemimizde kayıtlı yüzlerce anket firması var ve bu firmalar Pazar araştırması yapabilmek için anket dolduracak kişilere sürekli bir ihtiyaç duymaktadırlar. Ev hanımı, öğrenci, emekli, tam zamanlı çalışan veya sadece biraz ekstra para kazanmak isteyen birisi olabilirsiniz, Para Kazanmak için Doğru Zamanda Doğru Yerdesiniz.
Peki ne yapacaksınız:
- İnternet üzerinden anket doldurarak anket başına $3 ile $75 arası para kazanacaksınız.
- Yeni filmlerin fragmanlarını izleyerek $4 ile $25 arası para kazanacaksınız.
Anket Doldurarak Para Kazanmaya başlayın.
Detaylar için tıklayın : Para Kazanmak İçin Tıkla
10 Kasım 2012 Cumartesi
Öngörülebilir İrrasyonalite
Elimde bir kitap, bir kaç gündür karıştırıyorum. Kitabın adı, Öngörülebilir İrrasyonalite (Predictable Irrationality). Ben edebiyata inanamam, sosyal bilime inanamam. Ben kitaba inanırım. Kitapların toplamına, literatüre inanırım. Bir bakarsınız, bir adli tıp ders kitabı bin edebiyatçının yakalayamadığı ebedi ‘okumayı’ edepsizce yakalamıştır. Bu arada edebiyatçı, edeplerden edep beğenerek kendine bir hakikat kurmaktadır. Tanrının yasaklandığı bir memlekette kendine gizlice bir tanrı yaratmaktadır. Edebiyat denen bu hakikati beğenirseniz, alırsınız. Gerçeklerden kendi sarsak hakikatinizle değil, üzerinde daha çok çalışılmış edebiyat, sosyal bilim denen hakikatle kaçarsınız.
Söz konusu kitabı satın alma nedenim, kitabın ismi. Öngörülebilir İrrasyonalite. Yeter de artar bile. Bu isimi görür görmez kendi kendime dedim ki, bu iki kelime kapak olur Türkiye Cumhuriyeti’ne. Bundan daha hassas kıssası olan varsa, beri gelsin.
Türkiye’de bugün siyasi analist diye saygı gören herkes ‘öngörülebilir irrasyonalite’ üzerine uzmanlaşmıştır. Yani Türkiye’nin makbul siyasi analistleri, bir tür ‘kestirilebilir delilik, akıldışılık’ uzmandır. Onların suçu değil. Başka türlü bir öngörü mümkün olmuyor, para etmiyor bu diyarda.
Türkiye 2008 yılına kadar ‘öngörülebilir irrasyonalite’yle geldi. Yani, düzenli bir düzensizlikle. Metotlu bir delilikle.
Bir irrasyonalitenin öngörülebilir olması için en elzem şey, ilk yalanın kutsallığıdır. Akıldan ilk kopuşu nedir bir delinin? Mesela kendini Napolyon sanması. Deli bu ilk yalandan vazgeçmediği sürece aslında epey öngörülebilir bir delidir. Öngörebilmek eğer sizin için önemliyse, bu ilk yalan da sizin için altın değerindedir.
Bu ilk yalan, kuyruklu yalan, ‘anayalan’, kaybolduğu anda zifiri karanlığa gömülürsünüz. Ne yapacağı kestirilemez bir deliyle karşı karşıya kalırsınız. Bu anayalanlar varolduğu, itibar gördüğü sürece en azından öngörülebilir bir toplumda yaşıyorsunuzdur. Akıllı değilsinizdir, ama öngörülebilir bir delisinizdir.
İşte Anayasa Mahkemesi’nin AKP’yi kapatma davası Türkiye’de çok önemli bir kopuşun yaşanmasına neden oldu. ‘Öngörülebilir İrrasyonalite’den ‘Öngörülemez İrrasyonalite’ye geçtik. Yani, kestirilebilir delilikten kestirilemez deliliğe.
Eskiden olsa Anayasa Mahkemesi’nin kararını bütün siyasi analistler kestirebilirdi. Beklenen akıldışılık mutlaka gerçekleşirdi. Ama öyle olmadı. Mesela ben tahmin ettim de AKP’nin kapanmayacağını, ‘her kesimden’ ağır toplar ıskaladı. Bundan ne bana gurur, ne de onlara gocunma payı çıkmalı.
Çünkü deli aniden zırdeli oldu. Ve bütün kestirilebilirliğini kaybetti. İşler ‘fifty fifty’ye bindi. Bilmiyorum Britanyalı bahis şirketleri bahis açtılar mı bu meseleye. Ama açabilirlerdi.
Yani bir anlamda eskisinden beter durumdayız. Öngörülebilirlik anlamında. Şimdi artık öngörülebilen değil ‘öngörülemeyen’ irrasyonelleriz. Devletimizin ruhu, masalı çöktü.
Sorun bir bakalım kendinize, biliyor musunuz, DTP kapatılacak mı? Kestirebiliyor musunuz? Öngörebiliyor musunuz? Eskiden olsa bilirdiniz. Kapatılacak. Belki yarın da bilebilirsiniz. Ama bugün bilmiyorsunuz. Yargının varlığı var, hükmü yok artık.
Askerin dokunulmazlığı kalkacak mı? Cuntacılık soruşturulabilecek mi? Eskiden olsa, olmaz derdiniz. Yarın, belki olacak dersiniz. Ama bugün, bilmiyorsunuz.
Anayasa Mahkemesi kapatamayınca AKP’yi, kabul edin artık, sistem çöktü ve ortada yeni bir sistem de yok. Memleket dışarı salınıvermenin heyecanından içinde bulunduğu durumun vahametini göremez halde.
Öngörünün olmadığı yerde devlet yoktur. Ve bu kez de, siyasetin alanı son derece genişlemiştir. Her şey ama her şey siyasetten ibarettir.
Evet, ben de bir uzlaşma olmadan buradan bir yere gidilmeyeceğini görebiliyorum.
Ama bir uzlaşma yapılacaksa artık onun neyin uzlaşması olacağı belli. Artık bütün temel yalanların, Kürt Türk’tür, Ermeni değil Osmanlı mazlumdur, şeriat başucumuzdadır, Alevilik Sünni bir mezheptir, vesaire vesaire. Bütün anayalanların hükmünün bittiği bir döneme girdik. Ya, anayasamızın mahkemesinin de muhakemesinin de artık taşıyamadığı bu anayalanları unutacağız ve ortak gerçekler üzerinde anlaşacağız. Yeni anayasayı yalanlar değil, gerçekler üzerine kuracağız. Temel gerçeklerde uzlaşacağız. Ve ‘öngörülebilir rasyonel’ bir devlet olacağız.
Ya da maalesef, kestirilebilir akılla, kestirilemez deliliğin, yani iki uzlaşmazın bir ‘ortalamasını’ alacağız. Ve, ‘kestirilebilirliği’ kurtarmaya çalışırken, bir bakacağız ‘kestirilemez bir akıllı’ olmuşuz.
Yepyeni bir felaket. Yani gerçeklerin it gibi farkında, ama bunu kabul etmeyen bir toplum. Yani deliyi oynayan bir akıllı. Ne işe mi yarar? Yine ‘birilerinin’ işine yarar, Türkiye’nin işine yaramaz. (Alıntı: http://gokhanozgun.blogspot.com/ )
Söz konusu kitabı satın alma nedenim, kitabın ismi. Öngörülebilir İrrasyonalite. Yeter de artar bile. Bu isimi görür görmez kendi kendime dedim ki, bu iki kelime kapak olur Türkiye Cumhuriyeti’ne. Bundan daha hassas kıssası olan varsa, beri gelsin.
Türkiye’de bugün siyasi analist diye saygı gören herkes ‘öngörülebilir irrasyonalite’ üzerine uzmanlaşmıştır. Yani Türkiye’nin makbul siyasi analistleri, bir tür ‘kestirilebilir delilik, akıldışılık’ uzmandır. Onların suçu değil. Başka türlü bir öngörü mümkün olmuyor, para etmiyor bu diyarda.
Türkiye 2008 yılına kadar ‘öngörülebilir irrasyonalite’yle geldi. Yani, düzenli bir düzensizlikle. Metotlu bir delilikle.
Bir irrasyonalitenin öngörülebilir olması için en elzem şey, ilk yalanın kutsallığıdır. Akıldan ilk kopuşu nedir bir delinin? Mesela kendini Napolyon sanması. Deli bu ilk yalandan vazgeçmediği sürece aslında epey öngörülebilir bir delidir. Öngörebilmek eğer sizin için önemliyse, bu ilk yalan da sizin için altın değerindedir.
Bu ilk yalan, kuyruklu yalan, ‘anayalan’, kaybolduğu anda zifiri karanlığa gömülürsünüz. Ne yapacağı kestirilemez bir deliyle karşı karşıya kalırsınız. Bu anayalanlar varolduğu, itibar gördüğü sürece en azından öngörülebilir bir toplumda yaşıyorsunuzdur. Akıllı değilsinizdir, ama öngörülebilir bir delisinizdir.
İşte Anayasa Mahkemesi’nin AKP’yi kapatma davası Türkiye’de çok önemli bir kopuşun yaşanmasına neden oldu. ‘Öngörülebilir İrrasyonalite’den ‘Öngörülemez İrrasyonalite’ye geçtik. Yani, kestirilebilir delilikten kestirilemez deliliğe.
Eskiden olsa Anayasa Mahkemesi’nin kararını bütün siyasi analistler kestirebilirdi. Beklenen akıldışılık mutlaka gerçekleşirdi. Ama öyle olmadı. Mesela ben tahmin ettim de AKP’nin kapanmayacağını, ‘her kesimden’ ağır toplar ıskaladı. Bundan ne bana gurur, ne de onlara gocunma payı çıkmalı.
Çünkü deli aniden zırdeli oldu. Ve bütün kestirilebilirliğini kaybetti. İşler ‘fifty fifty’ye bindi. Bilmiyorum Britanyalı bahis şirketleri bahis açtılar mı bu meseleye. Ama açabilirlerdi.
Yani bir anlamda eskisinden beter durumdayız. Öngörülebilirlik anlamında. Şimdi artık öngörülebilen değil ‘öngörülemeyen’ irrasyonelleriz. Devletimizin ruhu, masalı çöktü.
Sorun bir bakalım kendinize, biliyor musunuz, DTP kapatılacak mı? Kestirebiliyor musunuz? Öngörebiliyor musunuz? Eskiden olsa bilirdiniz. Kapatılacak. Belki yarın da bilebilirsiniz. Ama bugün bilmiyorsunuz. Yargının varlığı var, hükmü yok artık.
Askerin dokunulmazlığı kalkacak mı? Cuntacılık soruşturulabilecek mi? Eskiden olsa, olmaz derdiniz. Yarın, belki olacak dersiniz. Ama bugün, bilmiyorsunuz.
Anayasa Mahkemesi kapatamayınca AKP’yi, kabul edin artık, sistem çöktü ve ortada yeni bir sistem de yok. Memleket dışarı salınıvermenin heyecanından içinde bulunduğu durumun vahametini göremez halde.
Öngörünün olmadığı yerde devlet yoktur. Ve bu kez de, siyasetin alanı son derece genişlemiştir. Her şey ama her şey siyasetten ibarettir.
Evet, ben de bir uzlaşma olmadan buradan bir yere gidilmeyeceğini görebiliyorum.
Ama bir uzlaşma yapılacaksa artık onun neyin uzlaşması olacağı belli. Artık bütün temel yalanların, Kürt Türk’tür, Ermeni değil Osmanlı mazlumdur, şeriat başucumuzdadır, Alevilik Sünni bir mezheptir, vesaire vesaire. Bütün anayalanların hükmünün bittiği bir döneme girdik. Ya, anayasamızın mahkemesinin de muhakemesinin de artık taşıyamadığı bu anayalanları unutacağız ve ortak gerçekler üzerinde anlaşacağız. Yeni anayasayı yalanlar değil, gerçekler üzerine kuracağız. Temel gerçeklerde uzlaşacağız. Ve ‘öngörülebilir rasyonel’ bir devlet olacağız.
Ya da maalesef, kestirilebilir akılla, kestirilemez deliliğin, yani iki uzlaşmazın bir ‘ortalamasını’ alacağız. Ve, ‘kestirilebilirliği’ kurtarmaya çalışırken, bir bakacağız ‘kestirilemez bir akıllı’ olmuşuz.
Yepyeni bir felaket. Yani gerçeklerin it gibi farkında, ama bunu kabul etmeyen bir toplum. Yani deliyi oynayan bir akıllı. Ne işe mi yarar? Yine ‘birilerinin’ işine yarar, Türkiye’nin işine yaramaz. (Alıntı: http://gokhanozgun.blogspot.com/ )
Okursunuz Artık :)
Arkadaşlar Bir Üniversiteli Öğrencisi Olmam Nedeniyle Bende Hocam.com Adlı Güzel Paylaşımların Olduğu Bir Paylaşım Sitesine Üyeyim Ve Bi Arkadaşın Yazısını Çok Beğendim... Sizlerle Paylaşmak Geldi İçimden... Arkadaşıma Kendi Adıma Ve Beğenen Arkadaşlar Adına Teşekkür Ediyorum...Teşekkürler Etengü Ecem Tuna...
http://www.hocam.com/forum/180252/1/mustafa_kemal_ataturk/
http://www.hocam.com/forum/180252/1/mustafa_kemal_ataturk/
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)