2 Mayıs 2013 Perşembe

Fenerbahçeye Uefa Yarı Finailnde Benfica Karşısında Başarılar...

Umarım Bugün Fenerbahçe Kazanır. Çünkü Onlar Bugün Sadece Fenerbahçe Değil Aynı Zaman da Türkiye... Umarım Yarından Sonra Bir Fenerbahçeli Arkadaşıma Lan Biz Uefa da Final Oynadık Dediğimde Oda Bana Bizde oynadık olum der... Bugün Fenerbahçemiz Yenecek Güveniyoruz Kanaryaya... Bu gece Fenerbahçe İçin Gerçekleri Tarih yazar Tarihide Fenerbahçe Demek İstiyorum... Kolay Gele Kanaryamıza.........Ezeli Rakip---Ebedi Dost Taraftarı......
                                          CanKaygili

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Sümela Manastırı (Panagia Sumela)


Buranın başlıca gelir kaynağı olan bir Meryem Ana resminin eksikliğine ve mucizeler yarattığına halkı inandırmak böylece onun değerini büyütmek için uydurulduğu kolayca sezilen rivayete göre, güya bu resim, İsa'nın havarilerinden Lukas tarafından yapılmış. Lukas'ın terekesinden Atina'ya geçmiş fakat Theodosius devrinde, 4.yüzyılda resim kendiliğinden buradan ayrılmak istemiş, bir gün melekler tarafından gökte uçurularak Trabzon dağlarındaki bu kovuğa getirilip bir taşın üzerine bırakılmıştır.
  
Tam bu sıralarda Atina'dan Trabzon'a gelen Barnabas ve Sophronios adlarında iki keşiş de bu ücra dağın ıssız yamacında bu resmi bulmuşlar ve burada Anakaya Kilisesini inşa ettirmişlerdir. 6.yüzyılda imparator Justinianus'un manastırın onarılarak genişletilmesini istemesi üzerine generallerinden Belisarios tarafından tamir edildiği de söylenmektedir.
 
Yine başka bir efsaneye göre, büyük bir kasırga sırasında Meryem'in yardımı ile canını kurtaran III.Alesios burasını yeni bir tesis halinde inşa ettirmiş, zengin vakıflar bağışlamış bir Khrysobullos yeni bir ferman ile de bu vakıflarını sağlam esaslara bağlamıştır.

Here is the main source of income and lack of a picture of the Virgin Mary that he performed miracles to convince people to see the value of it so easily perceived uydurulduğu rumor, supposedly this picture, the disciples of Jesus by Lukas. Athens patrimony of the past, but during the reign of Theodosius Lukas, desired to leave 4th century, this is a day in the mountains of Trabzon kovuğa brought by angels left on a stone.  At this time the names of two monks from Athens to Trabzon Sophronios Barnabas and the slope of the mountain wilds of this far-flung church, built in the bedrock, where they found that they had the picture. The expansion of the 6th century at the request of Emperor Justinian restored the monastery was repaired by Belisarios the generals said. According to another legend, a great save their lives during a hurricane III.Alesios this place with the help of the Virgin Mary in a new facility built and donated a Chrysobullos rich foundations in a decree ascribed to the principles of sound foundations.


29 Nisan 2013 Pazartesi

Evlerinizi Neşelendirin ve Renklendirin...


Evinizin dekorasyonu canınızı sıkıyor olabilir, baştan değiştirmeye zaman kaybetmeye gerek yok ufak dokunuşlarla çok şey yapabilirsiniz...


Yapacağınız küçücük değişiklikler evninizin havasını pozitif şekilde değiştirebilir. Güzel bir vazo,kahve masası,renkli mumlar ve onları süsleyen güzel taşlı şamdanlar.
-Cam objelere renkli çiçekler ve objeler ekleyiniz.
-Oturma takımlarına renkli yastıklar koyun.
-Ahşap objeleri istediğiniz renklere boyayınız.
-Puf koltuklarınızı farklı renklere sahip kumaşlarla kaplayın.
-Yatak odalarınızda canlı renkler kullanınız ve nevresimleriniz neşeli figürler içersin.

26 Nisan 2013 Cuma

Xperia Z, Sony'nin Efsaneleri Tek Telefonda

Çekim kalitesi mükemmel olan hatta suyun altından bile cam gibi görüntüler alabilen yeni nesil Sony telefonu. Kamerası 13 megapiksel ve cep telefonları için özel Sony Exmor görüntü sensörüne sahip. Ayrıca full hd video kayıt özelliğiyle de gönülleri fethediyor. Işığın tersten gelmesi, yeterli güneş olmaması sorunları tarihe karışıyor üstelik suya dayanıklı olduğu için suyun altında bile çekim yapılabiliyor. Telefonun pil ömrünü daha da uzatmak için eklenen stamina özelliği de büyük avantaj. Bu özellik sayesinde, ekran kapalı olduğunda pili bitiren uygulamalar otomatik olarak kapatılıyor ve ekran açıldığında tekrar devreye sokuluyor. Böylece telefonun pil ömrü dört kata kadar artıyor. Ekran kapalıyken bildirim almaya devam etmek istediğiniz uygulamaları seçip, sadece onların çalışmaya devam etmesini de sağlayabiliyorsunuz.

Bu yazıyı bu aralar sürekli takip ettiğim bazı yazılarını çok beğendiğim bazı konularında çok sıkıldığım bazı konularında bunu neden yazmışki diye kızdığım bazen bunu neden yazmamış diye ah çektiğim ama her okuduğumda farklı bir dünyaya götüren,götürürken hem zaman geçirmemi hemde eğlendiren Sergül Kato adlı bir arkadaşın blog sitesinden aldım. Bu blog sitesini inceleyin arkadaşlar gerçekten kaliteli bir blog...


Sergül Kato ya ve eşine mutlu,sağlıklı ve hep birlikte olabilicekleri güzel bir hayat dilerim...

24 Nisan 2013 Çarşamba

Aşırı Terlemeye Çözüm

Yaz mevsiminin en büyük sıkıntısı olan terlemeye sonunda çare bulundu. Bu haberin detaylarını linke tıklayıp öğrenebilirsiniz...

ASPRİNLİ BAL MASKESİ (Sivilceler ve Kuru Ciltler İçin)

Sivilcelere son vermenin en kolay ve en etkili yöntemi !

      Sivilcelerinizin çoğaldığı ve moralinizi bozduğu dönemler için etkili bir yöntem paylaşıcam bu yazımda. Söz konusu maske sayesinde hem sivilcelerinizden kurtulacaksınız hemde kuru olan cildinize peeling etkisi yaparak yumuşacık bir cilde sahip olucaksınız. Bu başarılı maske için neler lazım bir bakalım...

4(dört) adet asprin
Çay tabağı
1(bir) çay kaşığı bal

Peki bu malzemeleri nasıl kullanıcağız? Yani maskemizi nasıl yapıcağız ? 

     Dört adet asprini çay tabağına dizin . Daha sonra parmağınızı ıslatın her asprin hapına bir kaç damla parmağınızla su damlatın. Artık parmağınızla asprinleri üzerine basarak dağıtabilirsiniz. Asprinler dağıldıktan sonra üzerine bir çay kaşığı bal koyun . Daha fazla bal koymayın bu yeterli olur. İyice karıştırdıktan sonra yüzünüze hafif masaj yaparak bu karışımı sürün. 15(onbeş) dakika bekleyin. Daha sonra ılık su ile masaj yaparak yüzünüzü yıkayın. Aynanın karşısına geçip yüzünüzdeki farkı gördüğünüzde bana bir dua edin bu bana yeter...

Not : Asprine karşı alerjisi olan arkadaşların kullanmamasını tavsiye ederim...



     

5 Aralık 2012 Çarşamba

DUYURU

Sayın Arkadaşlarım Blogumun talep görmemesi ve giren sayısının çok az olması üzerine blogumda artık film paylaşacağım. tüm okurlarıma şimdiden teşekkür ediyorum :D başka bloglarda görüşmek dileğiyle :):)
 

28 Kasım 2012 Çarşamba

Saç Derisi Bakımı


Parlak, gür ve güçlü saçlara sahip olmak için öncelikle saç derisine bakım yapmak gerekir. Çünkü saçlar bütün gücünü ona hayat veren saç derisinden almaktadır.
Saç derisi; doğal dengesini korumak ve saçların kırılmasını önlemek için sebum maddesi salgılar.Sebum maddesi; saç türü, stres, yetersiz temizlik, uygun olmayan kozmetik ürün kullanımı gibi nedenlere bağlı olarak ihtiyaçtan fazla salgılanabilir. Bu durumun sonucunda saç yağlanması meydana gelir; ve bu durum da saç derisindeki gözeneklerin tıkanmasına neden olur. Nefes alamayan gözenekleri, saç dökülmesi, kaşıntı, kızarıklık, kepek gibi saç sorunları takip eder.
Saç derisi sağlığını korumak için saç tipinize uygun şampuan kullanmaya dikkat etmelisiniz. Saçınızın ihtiyaçlarını karşılayacak en iyi şampuanı ancak deneyerek bulabilirsiniz. Doğru şampuanı bulma denemeleri yaparken, şampuanların en küçük boylarını alın, böylece şampuan saçınız için uygun değilse en az harcamayı yapmış olursunuz.
Saç ve saç derisi temizliği sağlıklı saçların temel adımlarındadır. Saçlarınızı gün aşırı yıkamaya özellikle yağlandığını hissettiğinizde anda saç türüne uygun şampuanla yıkamaya özen gösterin. Saçınız için seçtiğiniz şampuanla birlikte yıkama suyunun sıcaklığı da önemlidir. Aşırı sıcak su saç derisinin zarar görmesine, saçların yıpranmasına neden olur. Saçınızı yıkarken en ideali ılık su kullanmaktır.
Saçlarınızı şampuanla yıkadıktan sonra saç kremi kullanmayı tercih ediyorsanız; saçınızdan kremin tamamen arındığına emin olmalısınız. Tüm temizleme işlemi bittikten sonra en az 5 dakika saçlarınızı durulayın.
Saç derisinin nefes almasını, ferahlamasını sağlamak, kan akışını hızlandırarak saçlarınızın güçlenmesi için bitkisel kaynaklardan faydalanabilirsiniz.

Naneli Saç Derisi Bakım Kürü

Saç derisindeki gözeneklerin kozmetik ürünlerden arınıp nefes almasını sağlamak için haftada 1 kez naneli saç derisi bakım kürünü uygulayabilirsiniz.
Malzemeler:
  • 2 yemek kaşığı taze ya da kuru nane
  • 1 litre sıcak su
Hazırlanışı:
Kapaklı bir kabın içine sıcak su ve naneyi alın. Kapağını kapatıp demlenmesi için 15 dakika bekletin. Sürenin sonunda karışımı süzün. Elde ettiğiniz naneli karışımı saç diplerinize yedirerek sürün. 10 dakika bekleyin. Ilık suyla durulayın.

Biberiyeli Saç Derisi Bakım Kürü

Biberiye; içerdiği maddeler sayesinde uygulandığı bölgede kan akışını hızlandırır, bu sayede saçlarınızın daha güçlü olmasını sağlar. Biberiyeli saç derisi bakım kürünü 2 haftada 1 kez uygulayabilirsiniz.
Malzemeler:
  • 1 yemek kaşığı biberiye yağı
  • 1 yemek kaşığı zeytinyağı
Hazırlanışı:
Cam bir kâsede biberiye ve zeytinyağını karıştırın. Fırça yardımıyla saç diplerine yedirin. 15 dakika bekleyin. Sürenin sonunda saç türünüze uygun şampuanla saçınızı yıkayın. Bol suyla durulayın.

27 Kasım 2012 Salı

Kısaca Metallica

Ben hayatımda daha bu kadar ön yargıyla karşı karşıya kalan bir grup görmedim Metallica ile ilgili bir yazı göremedim. 

METALLICA EFSANESİNİN DOĞUŞU VE GÜZÜMÜZE KADAR YAŞANANLAR 

Yıl 1977, Ulrich ailesi oğullarının daha iyi bir tenis eğitimi ve kariyerine sahip olması için Danimarka'dan Amerika'ya taşınırlar. Öyleki Lars ülkesinde daha çocuk yaşta tanınmış ve gelecek vaad eden bir teniscidir. Fakat aynı zamanda çok büyük bir Deep Purple hayranı. İşte Amerika'ya taşındıktan sonra Lars ailesinin tenis konusundaki beklentileri ve kendi arzu, tutkuları arasında uzun süre gidip geldikten sonra kararını verir. 

Bu sıralarda daha çocuk yaşta piyano, davul gibi enstrümanlar çalmış James, gençlik heyecanıyla Phantom Lord ve Leather Charm gruplarını kurmuş fakat bu gruplar pek uzun soluklu olamamıştır. Kendisiyle aynı müzik tutkusuna ve arzusuna sahip bir arkadaş bulamamıştır. Ta ki gazetede bir ilan görmesi ve eski grup arkadaşı Hugh Tanner'in kendisini Lars Ulrich ile tanıştırmasına kadar. 

İkilinin tanışmasından sonra, James'ın yakın arkadaşı ve eski grup arkadaşı Ron McGovney bass gitara, Dave Mustaine ise solo/elektro gitara geçmiş ve Metallica efsanesi başlamış olur. Grubun ismini nerden aldığı konusunda bir kaç söylenti var. "Metallica" isminin aniden bir gün Lars'ın aklına geldiği söylenir. Fakat "Metallica" isminin bir arkadaşlarının çıkardığı fanzinden alındığı söylentisi daha ağır basmaktadır. 

Yıl: 1983 Cliff, Lars, James ve Dave'li Metallica 

Grup bir araya geldikten sonra hemen çalışmalara başlarlar. Aslında en başta vokalist olarak başka biri düşünülür, bir kaç teklif götürülür, olumlu sonuç çıkmayınca James vokal yapmaya karar verir, Ron McGovney'in bassta yetersiz olmasından dolayı da gruba Cliff Burton katılır ve grubun kuruluş aşaması tamamlanmış olur. Tüm bunlardan sonra grup kendini asıl vermesi gereken şeye müziğe verir ve Temmuz 1982'de "No Life 'til Leather" adında bir demo albüm çıkarırlar. Bu albüm, sonraki albümlerde göreceğimiz Sanitarium, Orion, When Hell Freezes Over (The Call of Ktulu), Battery, Seek and Destroy gibi şarkıları içeren 3 diskten oluşur. Metallica'nın tarzı ve müziği o kadar beğenilirki albüm bir demo albüm olmasına rağmen gerçekten büyük kitlelere ulaşır. Ve tabiki yapımcı John Zazula'ya. 

John Zazula gruba hemen sahne ve albüm tekliflerinde bulunur ve Zazula'nın desteğiyle grup doğu eyaletlerinde bir kaç konser verir. Herşey dışardan yolunda gidiyor gibi görünmektedir fakat içerde Dave Mustaine'nin bazı davranışları ve alışkanlıklarından kaynaklanan sorunlar gelişir. Bu sorunlar Mustaine'nin grupdan ihracına sebep olur ve onun yerine gruba Exodus'tan Kirk Hammett dahil edilir. 

Ve nihayet ilk stüdyo albümü Kill'em All 1983'ün ortalarında piyasaya çıkar. Albümün ardından Amerika ve Avrupa'daki iyi performanslarıyla Metallica uluslararası alanda da adını duyurur. Gelen olumlu tepkiler ve büyük ilgi üzerine grup vakit geçirmeden Flemming Rassmussen'in yapımcılığında Danimarka Sweet Silence Stüdyo'da tekrar stüdyoya girer ve yaklaşık bir yıllık aradan sonra ikinci albüm Ride The Lightning raflardaki yerini alır. 

Albümden çıkan "Fade to Black", "For Whom The Bell Tolls", "The Call of Ktulu" gibi şarkılar Metallica'nın müzik dünyasında kalıcı olacağını ve bu dünyada yadsınamayacak bir yer edineceğini o tarihlerde gösterir. 

Nitekim öyle olur ve Metallica 1985'de Danimarka'ya geri dönüp yeni albüm için stüdyoya kapanır. 1986 İlkbahar'ında üçüncü albüm "Master of Puppets" piyasaya çıkar. Albüm "Sanitarium", "Orion", "Master of Puppets" gibi şarkılarıyla büyük ses getirir ve grup tanıtım çalışmaları kapsamında Ozzy Osbourne ile bir tanıtım turnesine çıkar. 

Dave'den sonra Kirk gruba katılır. Sırasıyla Kirk, James, Lars ve Cliff 

Aslında tüm bu başarıların yanında "Master of Puppets" albümü Cliff'in son albümü olması bakımından hem grup hem hayranları tarafından hep bir burukluk ve hüzünle hatırlanır. Cliff'in İsveç'de geçirilen bir trafik kazası sonucu hayatını kaybetmesi üzerine ilk aşamada grubun Cliff'siz devam edemeyeceği, grubun dağılması gerektiği, herkesin kendi yoluna gitmesi gerektiği düşünülür. Cliff'in ölümü, hem müzikal düşünceleri ve becerileri, hem konserlerdeki enerjisi, gruba uyumu, diğer grup üyelerinin kendilerini geliştirmelerindeki yardımları ile gerek müzik dünyası gerek Metallica için telafi edilemez büyük bir kayıptı. 

Fakat yas döneminin ardından James, Lars ve Kirk devam etme kararı alırlar ve basscı arama çalışmalarına başlarlar. Bir çok aday arasından eledikleri Floatsam and Jetsam'dan Jason Newsted gruba katılır. Hemen ardından stüdyoya girilir ve bu yeni üyeyi "New Guy" hayranlara tanıtmak amacıyla "Garage Days Re-Revisited" mini albümü piyasaya çıkarılır. Ardından bi tanıtım turnesi düzenlenir. Kimi hayranlar Jason'a olumlu yaklaşıp, ona kısa zamanda alışırken kimi içinse Jason her zaman "New Guy" olarak kalır. Belki de Cliff gibi bir üstün yeteneğin yerine gruba dahil olması onun en büyük talihsizliğidir. 

Jason'un gruba ve Metallica'nın tarzına alışmasının ardından 1988 Yaz'ında "...And Justice For All" albümü müzik severlerin beğenisine sunulur ve geniş kitlelerin takdirini, beğenisini kazanır. Albüm o senenin en çok beğenilen albümlerinden biri olur ve Metallica'ya bir Grammy ödülü kazandırır. Grup video klip çekmeme politikasından vazgeçer ve "One" için klip çekilir. Bu albümle Metallica "Monsters Of Rock" festivalinin en çok konuşulan grubu haline gelir ve buradaki performansıyla diğer bir çok ünlü grubun önüne geçer. Bu albümden alınan büyük moralle grup gelecek albüm için çalışmalara başlar ve yaklaşık 3 yıl sonra "Metallica (Black)" albümü tamamlanır ve piyasaya çıkar. Albümün neredeyse bütün şarkıları başyapıt olur ve Grammy, MTV olmak üzere gruba bir çok ödül kazandırır. Aynı zamanda, bu albümle birlikte grup yavaş yavaş tarz değişikliğine gideceğinin sinyallerini verir. Grup yaklaşık 5 yılı "Live Shit: Binge & Purge" konser albümü dışında hareketsiz geçirir. 

Cliff'in ölümüyle Jason gruba dahil olur. Kirk, Lars, James ve Jason 

Ve grup 1996 Haziran ayında "Load" albümüyle hayranlarının karşısına çıkar. Bu albümde Metallica'nın tarzını trash/heavy metalden hard rocka doğru değiştirdiği hemen dikkatleri çeker. Ayrıca grup görünüş bakımından da tamamen yenilenir. Yaklaşık bir yıl sonra hemen hemen aynı tarzdaki "ReLoad" albümü gelir ve hemen ardından 1998 yılında cover parçalardan oluşan "Garage Inc." albümü piyasaya çıkar. 

Bu dönemin Metallica'nın en olgun ve üretken dönemi olduğunu söylemek yanlış olmaz. 1999 yılında Metallica ve Micheal Kamen'ın uzun zamandır gerçekleştirmek istedikleri bir proje hayata geçirilir ve San Francisco senfoni orkestrası ile bir konser düzenlenir. Konserde eski şarkılara ek olarak "No Leaf Clover" ve "Minus Human" olmak üzere iki yeni parça çalınır ve albüm piyasaya sürülür. Böylece Metallica 4 yıla 4 albüm sığdırmış olur. 

2001 yılına gelindiğinde ise grupda yine ayrılık rüzgarları esmeye başlar ve 15 yıllık basscı Jason Newsted grubdan ayrılır. Bunun üzerine yeni basscı bulma konusunda aceleci davranılmaz ve grup üyeleri iki yılı tamamen kendilerine ayırırlar. Kendi kendileriyle baş başa kalıp, son durumu baştan sona değerlendirme fırsatı bulurlar. James alkol alma alışkanlığına hakim olamayınca, rehabilitasyona gitmeye karar verir ve döner dönmez grup stüdyoya girer. Grup üyeleri bu süreçde yaşadıklarını saklama gereği duymazlar ve Jason'un ayrılışından itibaren yaşananaların yer aldığı belgesel niteliğindeki "Some Kind of Monster" sinemalarda gösterime girer. 

Ve grubun son hali. Kirk, James, Robert ve Lars 

Metallica yeni albüm çalışmaları için stüdyoya girdiğinde henüz yeni basscı üzerinde karar kılınmamıştır ve bass bölümlerini yapımcı Bob Rock çalar. Nihayet 2003 Şubat ayında daha önce Suicidal Tendencies, Infectious Grooves ve Ozzy Osbourne ile çalmış Robert Trujillo basscı olarak gruba katılır ve hemen ardından 2003 Haziran'da yeni albüm "St. Anger" tamamlanıp piyasaya çıkarılır. Bu son albüme daha çok hard core/nu-metal ezgileri hakim olduğu görülür ve albümde "St. Anger" ve "Frantic" şarkıları ön plana çıkmaktadır. 

Grubun yaptığı açıklamaya göre yeni albümün 2007'nin sonlarına doğru piyasaya çıkacak. Tüm Metallica hayranları yeni albümü sabırsızıkla beklemeye geçmiş, yeni şarkıları dinleyebilmek için gün saymaktadır.

14 Kasım 2012 Çarşamba

Para Kazanma Yöntemi 1


Anket Doldur Para Kazan

İnternetten Anket doldurarak Para Kazanabilirsiniz.

Sistem Nasıl İşliyor:

Her gün firmalar sizin gibi internet kullanıcılarına sadece onlardan geribildirim alabilmek için büyük miktarlarda para ödemektedirler. Firmalar gelecekteki Pazar stratejilerini belirleyebilmek için işte bu geribildirimlere ihtiyaç duyarlar. Sizin alışveriş yaparken neler düşündüğünüz, neden ve ne zaman hangi markaları ve ürünleri tercih ettiğiniz onlar için çok büyük önem arz eder. Böylelikle ürünlerini ve Pazar stratejilerini geliştirebilirler. Evet yanlış duymuyorsunuz firmaların SİZİN görüşlerinize ihtiyacı var ve bu görüşler internet üzerinden gerçekleştirilen anket çalışmaları ile firmalara aktarılabiliyor. Sistemimizde kayıtlı yüzlerce anket firması var ve bu firmalar Pazar araştırması yapabilmek için anket dolduracak kişilere sürekli bir ihtiyaç duymaktadırlar. Ev hanımı, öğrenci, emekli, tam zamanlı çalışan veya sadece biraz ekstra para kazanmak isteyen birisi olabilirsiniz, Para Kazanmak için Doğru Zamanda Doğru Yerdesiniz.

Peki ne yapacaksınız:

  • İnternet üzerinden anket doldurarak anket başına $3 ile $75 arası para kazanacaksınız.
  • Yeni filmlerin fragmanlarını izleyerek $4 ile $25 arası para kazanacaksınız.
Anket Doldurarak Para Kazanmaya başlayın.
Detaylar için tıklayın : Para Kazanmak İçin Tıkla

10 Kasım 2012 Cumartesi


Öngörülebilir İrrasyonalite

Elimde bir kitap, bir kaç gündür karıştırıyorum. Kitabın adı, Öngörülebilir İrrasyonalite (Predictable Irrationality). Ben edebiyata inanamam, sosyal bilime inanamam. Ben kitaba inanırım. Kitapların toplamına, literatüre inanırım. Bir bakarsınız, bir adli tıp ders kitabı bin edebiyatçının yakalayamadığı ebedi ‘okumayı’ edepsizce yakalamıştır. Bu arada edebiyatçı, edeplerden edep beğenerek kendine bir hakikat kurmaktadır. Tanrının yasaklandığı bir memlekette kendine gizlice bir tanrı yaratmaktadır. Edebiyat denen bu hakikati beğenirseniz, alırsınız. Gerçeklerden kendi sarsak hakikatinizle değil, üzerinde daha çok çalışılmış edebiyat, sosyal bilim denen hakikatle kaçarsınız.

Söz konusu kitabı satın alma nedenim, kitabın ismi. Öngörülebilir İrrasyonalite. Yeter de artar bile. Bu isimi görür görmez kendi kendime dedim ki, bu iki kelime kapak olur Türkiye Cumhuriyeti’ne. Bundan daha hassas kıssası olan varsa, beri gelsin.

Türkiye’de bugün siyasi analist diye saygı gören herkes ‘öngörülebilir irrasyonalite’ üzerine uzmanlaşmıştır. Yani Türkiye’nin makbul siyasi analistleri, bir tür ‘kestirilebilir delilik, akıldışılık’ uzmandır. Onların suçu değil. Başka türlü bir öngörü mümkün olmuyor, para etmiyor bu diyarda.

Türkiye 2008 yılına kadar ‘öngörülebilir irrasyonalite’yle geldi. Yani, düzenli bir düzensizlikle. Metotlu bir delilikle.

Bir irrasyonalitenin öngörülebilir olması için en elzem şey, ilk yalanın kutsallığıdır. Akıldan ilk kopuşu nedir bir delinin? Mesela kendini Napolyon sanması. Deli bu ilk yalandan vazgeçmediği sürece aslında epey öngörülebilir bir delidir. Öngörebilmek eğer sizin için önemliyse, bu ilk yalan da sizin için altın değerindedir.

Bu ilk yalan, kuyruklu yalan, ‘anayalan’, kaybolduğu anda zifiri karanlığa gömülürsünüz. Ne yapacağı kestirilemez bir deliyle karşı karşıya kalırsınız. Bu anayalanlar varolduğu, itibar gördüğü sürece en azından öngörülebilir bir toplumda yaşıyorsunuzdur. Akıllı değilsinizdir, ama öngörülebilir bir delisinizdir.

İşte Anayasa Mahkemesi’nin AKP’yi kapatma davası Türkiye’de çok önemli bir kopuşun yaşanmasına neden oldu. ‘Öngörülebilir İrrasyonalite’den ‘Öngörülemez İrrasyonalite’ye geçtik. Yani, kestirilebilir delilikten kestirilemez deliliğe.

Eskiden olsa Anayasa Mahkemesi’nin kararını bütün siyasi analistler kestirebilirdi. Beklenen akıldışılık mutlaka gerçekleşirdi. Ama öyle olmadı. Mesela ben tahmin ettim de AKP’nin kapanmayacağını, ‘her kesimden’ ağır toplar ıskaladı. Bundan ne bana gurur, ne de onlara gocunma payı çıkmalı.

Çünkü deli aniden zırdeli oldu. Ve bütün kestirilebilirliğini kaybetti. İşler ‘fifty fifty’ye bindi. Bilmiyorum Britanyalı bahis şirketleri bahis açtılar mı bu meseleye. Ama açabilirlerdi.

Yani bir anlamda eskisinden beter durumdayız. Öngörülebilirlik anlamında. Şimdi artık öngörülebilen değil ‘öngörülemeyen’ irrasyonelleriz. Devletimizin ruhu, masalı çöktü.

Sorun bir bakalım kendinize, biliyor musunuz, DTP kapatılacak mı? Kestirebiliyor musunuz? Öngörebiliyor musunuz? Eskiden olsa bilirdiniz. Kapatılacak. Belki yarın da bilebilirsiniz. Ama bugün bilmiyorsunuz. Yargının varlığı var, hükmü yok artık.

Askerin dokunulmazlığı kalkacak mı? Cuntacılık soruşturulabilecek mi? Eskiden olsa, olmaz derdiniz. Yarın, belki olacak dersiniz. Ama bugün, bilmiyorsunuz.

Anayasa Mahkemesi kapatamayınca AKP’yi, kabul edin artık, sistem çöktü ve ortada yeni bir sistem de yok. Memleket dışarı salınıvermenin heyecanından içinde bulunduğu durumun vahametini göremez halde.

Öngörünün olmadığı yerde devlet yoktur. Ve bu kez de, siyasetin alanı son derece genişlemiştir. Her şey ama her şey siyasetten ibarettir.

Evet, ben de bir uzlaşma olmadan buradan bir yere gidilmeyeceğini görebiliyorum.

Ama bir uzlaşma yapılacaksa artık onun neyin uzlaşması olacağı belli. Artık bütün temel yalanların, Kürt Türk’tür, Ermeni değil Osmanlı mazlumdur, şeriat başucumuzdadır, Alevilik Sünni bir mezheptir, vesaire vesaire. Bütün anayalanların hükmünün bittiği bir döneme girdik. Ya, anayasamızın mahkemesinin de muhakemesinin de artık taşıyamadığı bu anayalanları unutacağız ve ortak gerçekler üzerinde anlaşacağız. Yeni anayasayı yalanlar değil, gerçekler üzerine kuracağız. Temel gerçeklerde uzlaşacağız. Ve ‘öngörülebilir rasyonel’ bir devlet olacağız.

Ya da maalesef, kestirilebilir akılla, kestirilemez deliliğin, yani iki uzlaşmazın bir ‘ortalamasını’ alacağız. Ve, ‘kestirilebilirliği’ kurtarmaya çalışırken, bir bakacağız ‘kestirilemez bir akıllı’ olmuşuz.

Yepyeni bir felaket. Yani gerçeklerin it gibi farkında, ama bunu kabul etmeyen bir toplum. Yani deliyi oynayan bir akıllı. Ne işe mi yarar? Yine ‘birilerinin’ işine yarar, Türkiye’nin işine yaramaz. (Alıntı: http://gokhanozgun.blogspot.com/ )

Okursunuz Artık :)

Arkadaşlar Bir Üniversiteli Öğrencisi Olmam Nedeniyle Bende Hocam.com Adlı Güzel Paylaşımların Olduğu Bir Paylaşım Sitesine Üyeyim Ve Bi Arkadaşın Yazısını Çok Beğendim... Sizlerle Paylaşmak Geldi İçimden... Arkadaşıma Kendi Adıma Ve Beğenen Arkadaşlar Adına Teşekkür Ediyorum...Teşekkürler Etengü Ecem Tuna...

http://www.hocam.com/forum/180252/1/mustafa_kemal_ataturk/



8 Ekim 2012 Pazartesi

AŞKIMA...

Sayın ve sevgili okurlarım sürekli kısıtlı konular hakkında bloglar yayınlıyorum. Bazen sert bazen yumuşak bazen olumlu bazende olumsuz şeyler yazıyorum. Bazen güldürüyorum bazende ağlatıyorum. Bazen saçmalıyorum bazende kendime göre gerçekleri söylüyorum. Ama öyle bir şey var ki bunların hepsini aynı anda yaşatıyor bize. Aşk... 

 Herkesin vardır bir sevdiği uğruna ölmekten bile çekinmediği... Yoksa da olacaktır merak etmeyin. Benimde var bir aşkım. Çok şükür benim aşkım aynı zamanda sevgilimde. Birazcık ilişkimizden bahsedeyim bari ;

  Benim aşkımın ismi BAHAR. Tanışmamız biraz yeşilçam filmi tadındaydı. Kesişen yollar, aradaki dostlar, mektuptan ziyade elde mesajlar... Böyle bir başlama sahnesi var. Ve devamında gelen sonsuz mutluluk...Kısacası her gün biraz daha üstüne aşk konulan her gün bir adım daha sonsuzluğa yaklaşılan güzel ve hiç bitmeyecek olan bir Aşk...
  Her neyse konumuz kopmadan geri dönüş yapmak iyi olur galiba. Geçen telefonda konuşuyorduk Şeftalim le : " Bana hiç mektup yazmıyorsun boncuk" diyerek kızdı bana. Bende ona mektup yazacağıma söz verdim. Aldım elime kalem kağıt, başladım ne yazsam demeye. Sekizinci kağıt ve kalemimde ki üç üncü ucu da bitirdikten sonra hepsini bir güzel yırtıp çöpe attım. O an onu o kadar özlemiştim ki ve aşkım öyle bir açığa çıkmıştı ki ne yazsam hangi kelimeyi koysam onun yanında değersiz kalıyordu. Bir yandan utanç, bir yandan üzüntü ile o gece uyudum. 
Sabah uyandığımda ilk aklıma gelen mektup oldu.
-Ne yazacağım ben?
-Ya beğenmezse yazdıklarımı?
-Mektuba nasıl başlayayım? gibi sorular kafamı karıştırıyordu.O kadar seviyorum ki onu, o kadar güzel ki ve o kadar temiz ona yazılabilecek ona yakıştırılabilecek sözcüklerin, cümlelerin,yazıların olmadığını anladım. Eğer mektup yazıp kendimce ona yakıştıramıyorsam bir mektubu ne yapmalıyım diye sordum kendime ve bu tarz mizahi bir blog yazmaya karar verdim. Dediğim gibi ona ne kadar makale yada mektup yazarsam yazayım onun güzelliklerinin yanında az kalır. Tüm temennim bu yazdıklarımı kabul etmesi olur galiba.
 Yinede küsmesin diye belki bu yazdıklarımı beğenmez diye bir kaç siteden birleştirdiğim biraz değiştirdiğim küçük bir mektup oluşturdum. Bunu da alt tarafta sizlerle paylaşmak istedim. Tüm okurlarıma Kelebeğim'i ne kadar sevdiğimi okutabildi isem ne mutlu bana. Sevgilerle bonibon gibi renkli ve tatlı hayatlar...

Sen...Yüzümdeki gülüşlerin,ellerimdeki terlemenin,yüreğimdeki deli atışın sebebi...Her gece uykum,her sabah güneşim.Yıldızım,ay ım, akan kanım.Bitmeyen masalım.Bahçedeki çiçeğim,çiçekteki rengim.Gökyüzüm,denizim,mavim SEN...
Sevdamın adresi,aşkımızın menzili,içkimde ki tat,yaşadığım hayat sen...Sebebim,niyetim,geleceğim,geçmişim,bilinmezliğim,belirsizliğim,kararlılığım,kararsızlığım sen...Bitmez yolculuğum,sonsuzluğum.Sen,gözüm,elim,yüreğim.Bebeğim sen...
Hani gidecek olsan, yollarına sererim tüm kır çiçeklerini. Bilirim basamazsın çiçeklere de yine kalırsın benimle.Üzülecek olsan,içim erir,kalırım öyle.SENİ ÜZEN BİŞEY BENİ BİN ÜZER İNAN. Kırıyorsam seni,bu benim dengesizliğimdendir,şaşırmışlığımdandır. Kendimle kavgalıyım ben.Bir yanım sana tutkun,bir yanım çok bencil.Kayboluşlara vuruyorum kendimi,seni üzdüğümü bilmeden.Her kayboluşum yara açıyor sende biliyorum.Ah ben,nasıl da vurdumduymaz olabiliyorum bazen...Bakma bana birtanem,içimdeki aşkın büyüklüğünü ölçme bunlarla.Seviyorum diyorsam seni,öyle.Gereğinden fazla 'erkeğim'bazen,bağışla...
Seni bilirim ben,bir tek seni.Seni söylerim,seni duyarım her yerde ve her zaman.Sensiz olmaya gücüm yok artık,sensizliğe katlanmak benim harcım değil.Seni her şeyinle,ay parçası yüzünle,duruşunla,gülüşünle,bakışınla,konuşmanla,çocukluğunla, olgunluğunla, kızgınlığınla, şaşkınlığın la, güçlülüğünle, zayıflığınla kabul etmişim bikere.NE DEĞİŞ, NE DE DEĞİŞTİR BENİ.Biz böyle sevdik birbirimizi.Seni sen yapan ne varsa kabulümdür hepsi.
Seni özlemek diye bir şey de var bu hayatta ve bu bazen öylesine dayanılmaz oluyor ki...YOKLUĞUNU YAŞAMAYI BECEREMİYORUM,ÜZGÜNÜM.İçimdeki o 'fazla erkek'yokluğunda çekiliyor bir köşeye ve ben güçsüzlüğümle başbaşa kalıyorum.Katlanamıyorum anla,sensizliği 'yok' hükmünde sayıyorum.Sensizlik diye bir şey yok,öyleyse sensiz kalmak da yok.
Şimdi hangi denizin kıyısındaysan,hangi göğün altındaysan önce o sonsuz maviliğe sonra da başını yukarı kaldırıp yıldızlara bak.Aşkımı,yüreğimi,içimdeki seni mavilere yükleyip gönderiyorum,tut onu.Tut ve bırakma...Ben maviyi sende buldum,beni BAŞKA RENKLERLE KANDIRMA... Kelebeğim,şeftalim,prensesim,SEN..."



Tunceli'deki Ev Sıkıntısı

 Evet arkadaşlar biraz da Tunceli deki ev sıkıntısından bahsetsek iyi olur. 2008 yılında faaliyete geçen Tunceli Üniversitesi her geçen yıl bölüm sayısını ve öğrenci nüfusunu hızla arttırmaya devam ediyor. Yeni bölümler açılıyor, yeni öğrenciler geliyor. Haliyle şehir küçük olduğu için ve nüfusa oranlandığında konut-barınma alanı sayısı kısıtlı olduğu için bazı problemlere yol açıyor bu durum.

 6 bine yakın nüfusu olan Tunceli Üniversitesinin bulunduğu bu doğa harikası minik sevimli şehirde 1 tane devlet yurdu var ve kapasitesi 1000 kişidir. 1 adet de özel yurt vardır. Özel yurdun kapasitesi 150 kişi civarındadır. Yani anlayacağınız 5.500 kişi civarında öğrenci dışarıda kalmıştır.Öğrenciler küçük olmasından dolayı  yurtların olmamasına hoşgörü ile yaklaşıyor. Ancak bunu bazı çıkarcı ev sahipleri çok güzel kullanıyorlar. Normal şehir piyasasına bakarsak olması gereken fiyat 400 Lira civarında iken 900-1000 Lira talep eden ev sahibi sayısı azımsanmayacak kadar fazladır.Hali ile barınma imkanlarının kısıtlı olmasından dolayı öğrenciler bu evlerde bu fiyatlarla kalmak zorunda bırakılıyorlar.İşin bir vahim tarafı da üniversiteyi yeni   kazanan öğrenciler dışarıda kalıyor ve bilmedikleri memlekette böyle bir durumla karşılaştıkları için okulu bırakıp tekrar dönüyorlar.

  Ayrıca ev sahiplerinin garip istekleri de dikkat çekiyor. 6 aylık peşin kira, haftada bir ev kontrolü, kira fiyatının uç fiyatta olmasına rağmen maksimum 3 kişi kalma izni, misafire kesinlikle izin vermeme, talimatlara aykırı kira zamları, öğrenciyle kira kontratı imzalamayıp sudan bahanelerle bir günde evden çıkartma gibi garip istekleri de var.

 Yazdığım tüm bu olumsuzluklara rağmen hala olaya el atan yok. Kendi sorumluluğunda olması gereken bu sorun rektör tarafından görmemezlikten geliniyor. Hatta öğrencileri kıracak bir şekilde " Tunceli de barınma sorunu abartılıyor" şeklinde medya ya açıklamalarda bulunuyor. Oysaki öğrenciler barınma konusunda şaka yapmıyor.

 Bu duruma yetkili bir vatandaşımızın el atması gerekiyor. Yoksa Tunceli öğrencilerinin geleceği pek de parlak gözükmüyor. Çünkü bu sorunlara rağmen üniversite de ek kontenjanlar açılmaya devam ediliyor.

27 Eylül 2012 Perşembe

Orhan Gencebay ile Bir Ömür Albümü

   Tam olarak 32 ses sanatçısının yer aldığı ve 33 Orhan Gencebay şarkılarının bulunduğu bu albüm hakkında ortaya çok çeşitli yorumlar atıldı.Tarkan,Emel Sayın,Ajda Pekkan,Zerrin Özer gibi üstadların bulunduğu bu albüm uzun bir süredir gündemi meşgul etmektedir...


   Peki neydi bu albümü bu kadar gündemde tutan , bu kadar halkın konuşmasına neden olan ? Bende halkın içinden olduğum için çok uzun süre duyar oldum bu konulara bu tartışmalara ve bir hafta sonu aldım albümü önüme hepsini teker teker dinledim... Dinledim ama dinlemez olaydım keşke dedirten bir albüm olduğunu hissettim ilk başlarda sonra biraz da olsa rahatladım...Albümdeki tüm şarkıcılar kaliteliydi aslında...Ama onların kalitesi yetmedi Orhan babamızın şarkılarını dillendirmeye...Mesela Türkiye Genelinde kendinden çok bahsettiren elektro-pop'un kraliçesi Hande Yener tam anlamıyla vasatın altındaydı...Keza Serdar Ortaç için aynı şeyleri söylemek mümkün...Tabi kurunun yanında yaşı yakmak istemeyiz hiçbirimiz...Dinlerken gerçektende Orhan babadan iyi söylemiş diyebileceğimiz şarkıcılarda oldu tabi...Önce Megastar Tarkan gerçekten Megastar olduğunu göstermiş... Tabi megastar'ı altenatif rock'un melankolik çocuğu Emre Aydın ve Gerçekten Yıllardır sahnelere adını bir daha bir daha yazdırmaktan vazgeçmeyen ve genç nüfusun büyük bir bölümünün hayranı olduğu Duman grubu takip etmiş...Sonuçta şarkıcılarımızın hepsi çalışmış ve emek harcamış...Bu durumda şu iyi söylemiş bu kötü söylemiş yerine ya dinleyip denemek yada hiç dinlemeden böyle bir albüm yokmuş gibi davranmak en güzeli olur bence...

   Benim  de burdan söyleyebileceğim şeyler ancak bu kadar olabiliyor tabi...Ben kendi adıma yinede burdan Orhan Gencebay ile Bir Ömür Albümünde yer alan ve emeği geçen tüm sanatçılarımıza teşekkür eder ve bir sonraki toplu albümde biraz daha özveri dileğinde bulunurum...

                                                                                                                          Can KAYGILI